"Arkadaşlıktan çıkardım.” “Takipten çıkardım.” “Benim dünyamda artık yoksun.” Ve sonuç, yalnızlık ve Bireyselleşme
Bazen düşünüyorum…
Aile içinde çocuklarla başlayan ayrılık ne zaman başladı?
Biz, 1960’lı ve 1970’li yıllarda doğanlar gerçekten çok şanslı bir kuşaktık. Gaz lambasıyla ilkokul çağına geldik. Elektrikle 1970’li yıllarda tanıştık. 1980’lerde televizyon, 1990’larda bilgisayar, 2000’li yıllarda internet hayatımıza girdi. Sonrası malum…
Ama bizim çocukluğumuzun asıl kerameti sobanın başındaydı.
Salonun ortasında yanan büyük bir soba… Dışarıda buz gibi hava. Aile sobanın etrafında toplanmış. Yemeğimizi orada yer, çayımızı orada içer, sohbetimizi orada yapardık.
Çocuklar babalarıyla, babalar dedeleriyle konuşurdu. Fikirler paylaşılır, tartışılır, bazen sivri uçlar törpülenirdi.
Çünkü soba sadece evi ısıtan bir araç değildi.
Aileyi etrafında toplayan bir ışık kaynağıydı. Güneş misali…
Sonra kaloriferler geldi.
Artık evin her odası sıcaktı. Herkes kendi odasına çekilmeye başladı. Ama yine de bir ortak paydamız vardı: televizyon.
Özellikle uzun kış gecelerinde televizyon, ailenin salonda birlikte olmasını sağlayan en büyük eğlence kaynağıydı. Bir dizi izlenir, sonra çocuklar arkadaşlarıyla bunu konuşurdu.
Bir de sokak vardı.
Çocukların arkadaşları vardı. Bugün kavga eden, yarın bahçede yeniden top oynayan çocuklar…
“Arkadaşımı attım.”
“Nereye atıyorsun? Yarın yine onunla top oynayacaksın.”
Çünkü hayat, insan ilişkilerini törpülüyordu.
Sonra bilgisayar geldi.
Bilgisayarla birlikte internet…
Çocuklar artık aileleriyle aynı ortamda olmak yerine kendi odalarına çekilmeye başladı. Kendi bilgisayarı, kendi ekranı, kendi dünyası oluştu.
Ardından sosyal medya geldi.
Facebook, Instagram ve daha niceleri…
Herkes kendi arkadaş grubunu kurdu. Kendi dünyasını oluşturdu. Beğenmediğini hayatından çıkardı.
“Arkadaşlıktan çıkardım.”
“Takipten çıkardım.”
“Benim dünyamda artık yoksun.”
İşte burada başka bir şey başladı:
Bireyselleşme.
Sokaklar sessizleşti.
Top oynayan çocuklar azaldı. Bugün küsüp yarın barışan çocukların dünyası kaybolmaya başladı. Çünkü çocuklar artık birbirleriyle aynı sokakta değil, farklı ekranların arkasında yaşamaya başladı.
Evlerin salonları da sessizleşti.
Sobanın başındaki sohbet gitti.
Televizyonun etrafındaki aile sohbeti azaldı.
Herkes kaloriferle ısınan kendi odasında, laptopunun veya cep telefonunun başında kendi dünyasına çekildi.
Ve biz giderek bireyleştik.
Her birey ayrı bir zekâ…
Her birey ayrı bir dünya…
Ama toplum içinde giderek daha fazla yalnız insan.
Sene 2026.
Bugün gençlerin önemli bir bölümü evliliğe mesafeli. “Neden evleneyim? Nasıl olsa boşanacağım.” düşüncesi giderek yaygınlaşıyor.
Evliliğe, aileye, birlikte yaşamaya tahammülümüz azalıyor.
Buna bir de inanç, iman ve itikat eksikliği eklendiğinde, ortaya daha da farklı bir tablo çıkıyor.
Mahremiyetin, ölçünün ve aile değerlerinin önemini kaybettiği; bireyselliğin ise hayatın merkezine oturduğu bir dönemden geçiyoruz.
Kalabalıkların içindeyiz ama yalnızız.
Aynı evin içindeyiz ama birbirimizden uzağız.
Aynı sofradayız ama herkesin gözü başka bir ekranda.
Peki gerçekten ne oldu bize?
Belki de kaybettiğimiz şey soba değildi.
Sobanın etrafında toplanma kültürüydü.
Birbirimizi dinleme…
Birbirimize tahammül etme…
Küssek bile yeniden barışma…
Büyüklerden öğrenme, küçüklere öğretme…
Aile olma…
Şimdi bir düşünün.
Sizce gerçekten Film nerede koptu?
Düşünün…
Belki siz de bu sorunun cevabını kendi çocukluğunuzda bulacaksınız.
Not: Bu zamanda Çocuk yetiştirenlere mevlam yardım eylesin.
Emin Kanbur / Araştırmacı Yazar