Rize’de altıncısı düzenlenen Gastronomi Günleri’nde 120 çeşit yöresel yemek tanıtıldı. Bu, Rize’nin mutfak kültürünü göstermek açısından önemli bir çalışma.

Ancak asıl sorulması gereken soru şu: Bu yemeklerin arasından, “Rize’ye gidince mutlaka bunu yemelisiniz” dedirten bir lezzet öne çıktı mı? Ulusal ölçekte tanıtılabildi mi? İnsanlar sırf o yemeği tatmak için Rize’ye gelmeyi düşünür mü?

Gastronomi etkinliklerinin başarısı yalnızca kaç çeşit yemek sunulduğuyla ölçülmemeli. Önemli olan, bu lezzetlerin şehirle özdeşleşmesi, ülke çapında tanınması ve turizme katkı sağlamasıdır.

Acaba festival bütçesinin daha küçük bir bölümüyle Rize’nin en iddialı üç beş yemeği seçilip yıl boyunca profesyonel tanıtım filmleri, belgeseller ve sponsorlu dijital reklamlarla tanıtılsaydı daha kalıcı sonuçlar alınamaz mıydı?

Üstelik böyle bir çalışmanın sonuçlarını ölçmek de mümkün olurdu. Kaç kişi izledi, kaç kişi araştırdı, restoranlara talep arttı mı, bu lezzetleri tatmak için Rize’ye gelen oldu mu?

Festivalin ekonomik katkısı, turist sayısına ve şehirde yapılan harcamalara etkisi ölçüldü mü? Ölçülmediyse bundan sonraki etkinliklerde mutlaka ölçülmeli.

Rize’nin mutfağı çok değerli. Şimdi mesele yalnızca yemekleri sergilemek değil, onları Rize’ye turist getiren bir markaya dönüştürmek. Çünkü asıl başarı, festival alanında tadılan yemeğin yıllar sonra bile insanları Rize’ye çağırabilmesidir.