☰
✕
Antalya

Boğaçayı'nda tartışılan görüntüye uzmanlardan 'Kirlilik değil, yaşam alanı' açıklaması

Antalya'da Boğaçayı'nda kirlilik tartışmaları sürerken, Büyükşehir Belediyesi bu yıl 320 ton sucul ot ile yaklaşık 4 ton fiziksel atık toplandığını açıkladı. Uzmanlar ise sazlıkların kirlilik olmadığını, kuşlar ve balıklar başta olmak üzere birçok canlı için yaşam alanı oluşturduğunu ve doğal filtre görevi gördüğünü belirtti.

Abone Ol

Antalya'da Boğaçayı'nda kirlilik tartışmaları sürerken, Büyükşehir Belediyesi bu yıl 320 ton sucul ot ile yaklaşık 4 ton fiziksel atık toplandığını açıkladı. Uzmanlar ise sazlıkların kirlilik olmadığını, kuşlar ve balıklar başta olmak üzere birçok canlı için yaşam alanı oluşturduğunu ve doğal filtre görevi gördüğünü belirtti.

Antalya'nın Konyaaltı ilçesinde yer alan Boğaçayı'nda kirlilik ve temizlik tartışmaları sürerken, Antalya Büyükşehir Belediyesi Çevre Kurulu Başkanı Yüksek Çevre Mühendisi Lokman Atasoy, bilim kurulunda yer alan Akdeniz Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Gökoğlu, Jeoloji Mühendisleri Odası Antalya Şube Başkanı Mustafa Karancı ile Akdeniz Üniversitesi Biyoloji Bölümü'nde doktora yapan Umut Özten alanda bir araya gelerek Boğaçayı'nın ekolojik yapısına ilişkin açıklamalarda bulundu.

Antalya Büyükşehir Belediyesi Çevre Kurulu Başkanı Yüksek Çevre Mühendisi Lokman Atasoy, zaman zaman Boğaçayı'nda kirlilik olduğu ve yeterli temizlik yapılmadığı yönünde haberlerin kamuoyuna yansıdığını belirterek, sazlık olarak ifade edilen bitkilerin kirlilik olarak değerlendirilmesinin bilimsel açıdan doğru olmadığını söyledi.

'Boğaçayı kendini onarıyor'

Boğaçayı'nın geçmişte sazlıkların bulunduğu, yaz döneminde Karaman, Göksu ve Çandır'dan gelen suların debisinin azaldığı, kış aylarında ise yağışlarla birlikte debinin yükseldiği doğal bir dere yapısına sahip olduğunu belirten Atasoy, 'Boğaçayı aslında iyileşiyor, kendini onarıyor. Doğa kendini tedavi ediyor şu anda. Bu yönüyle bakmamız lazım' dedi.

2018 yılında Boğaçayı Projesi'nin tartışıldığı dönemde bilim insanları, akademisyenler ve meslek odalarının dip çamuru oluşumu, yosun ve sucul otların artışı ile haşere ve koku sorunları yaşanabileceği yönünde endişelerini dile getirdiğini aktaran Atasoy, şöyle devam etti: 'Neydi bu problemler? Dip çamurunun olacağı, yosunların hızlı olarak artacağı, sucul otların artacağı, sürekli temizlemek gerekeceği, bazı haşere problemlerinin, koku problemlerinin dahi olabileceği yönünde endişelerini dile getirdiler. Ve çok kısa sürede maalesef bu endişeler hayat buldu. Ama biz ne yaptık? Antalya Büyükşehir Belediyesi olarak hemen ilk yıl bilim kurulu oluşturduk. Çünkü biz bilimin ve tekniğin yolunda ilerlemeyi tercih ettik.'

Bilim kurulunun dere içerisine müdahale edilmemesi ve temizlik çalışmalarının kontrollü yürütülmesi yönünde görüş bildirdiğini ifade eden Atasoy, ilk yıllarda bölgede deniz süpürgesiyle çalışıldığını, su seviyesinin düşmesinin ardından ise sucul ot kesme teknelerinin devreye alındığını kaydetti. Boğaçayı Projesi'nin denizden yaklaşık 750 metre içeriye uzanan, 200 metre genişliğinde ve yaklaşık 2,5 metre derinliğinde havuz benzeri bir alan olarak planlandığını belirten Atasoy, su seviyesinin düşmesiyle çalışma şartlarının zorlaştığını söyledi. Dip çamurunun bazı noktalarda makinelerin girişini güçleştirdiğini ve personel açısından iş sağlığı ve güvenliği riski oluşturduğunu aktaran Atasoy, daha donanımlı amfibi bir makinenin kullanılması için çalışma yürütüldüğünü bildirdi.

'Bu yıl 320 ton sucul ot toplandı'

Boğaçayı'nda temizlik çalışmalarının haftanın 7 günü sürdürüldüğünü belirten Atasoy, 'Günde biz burada bir kamyon kadar, yani 8 ton kadar atık topluyoruz. Bu yıl, sadece bu yıl, envanterimizde var; 320 ton sucul ot ve 4 ton civarında da fiziksel atık topladık. Burada sadece sucul otla mücadele etmiyoruz. Şişeler, çamaşır makineleri, lastikler, aklınıza gelebilecek şişme botlar, koltuklar, sandalyeler her şey var' ifadelerini kullandı.

Sucul ot kesme tekneleriyle hasat edilen bitkilerin bir noktada toplandığını ve daha sonra iş makineleriyle kamyonlara yüklenerek bölgeden uzaklaştırıldığını anlatan Atasoy, bilim kurulunun görüşü doğrultusunda sazlıklara müdahale edilmediğini söyledi. Sıcaklığın artması ve su seviyesinin düşmesiyle sucul otların kontrolsüz çoğalmasının alg ölümleri, oksijensiz ortam, hidrojen sülfür ve koku sorunlarına neden olabileceğini ifade eden Atasoy, bu nedenle sucul otların hasat edilerek toplandığını belirtti.

Atasoy, 'Biz doğayı her yönüyle seviyoruz. Kuşuyla, balığıyla, kurbağasıyla, otuyla, böceğiyle, her şeyiyle seviyoruz. Sazlıklar filtre görevi görür. Yani derelerin olduğu her yerde biz sazlıkları kesmeye kalksak, bunları kirlilik gibi görsek, biz biyoçeşitlilikle, doğayla nasıl mücadele edebiliriz? Doğayla niye kafa tutalım ki? Zaten buraya ait olan ekosistemin bir parçası bu. Balık orada yuva yapıyor, kuş geliyor yuva yapıyor, oradaki canlılar orada yuva yapıyor, besleniyorlar. Dolayısıyla bütün vatandaşlarımıza da bu vesileyle sesleniyoruz: Bu bir kirlilik değildir. Bu, buraya ait olan biyoçeşitliliğin ta kendisidir' diye konuştu.

'Boğaçayı'nı kendi haline bırakalım'

Akdeniz Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Gökoğlu da sazlıkların balıklar ve kuşlar için yaşam alanı oluşturduğunu ve yukarıdan gelen atıkların denize ulaşmasını engelleyen doğal bir filtre görevi gördüğünü söyledi. Nehir ağızlarındaki bitki örtüsünün ortadan kaldırılmasının canlıların yaşam alanlarını etkilediğini belirten Gökoğlu, plastik atıkların güneş ve dalgaların etkisiyle parçalanarak mikroplastiğe dönüştüğünü ifade etti. Gökoğlu, 'Buradaki kamışlar balık ve kuşlara yuva, biyolojik olarak bir arıtma döngüsüne giriyor. Onun ötesinde yukarıdan gelen atıkları filtreleme görevi görüyor, siz burayı keserseniz bir yağış ya da sel olduğunda tüm atıklar denize gider' dedi.

Antalya falezleri ile Kemer ve Gazipaşa kıyılarında yaptığı dalışlarda plastik atıkların kayalara çarparak parçalandığını gözlemlediğini anlatan Gökoğlu, sazlıkların sedimanı da tuttuğunu belirtti. Gökoğlu, 'Buradaki yaşamı bozmayalım. Bu bir kirlilik değil, bilakis temizliğin göstergesi. Düzenlenebilecek yerler düzenlenebilir. Makineler çalışıyor zaten, düzenleyebildiğini düzenliyor. Ama geri kalan bizim yaşamımız değil, başka hayatların yaşam yeri orası. Bakın şöyle baktığınızda kuşları görüyorsunuz. Karşıda, sazlıkların içerisinde buradan gözüküyor kuşlar. Onların üreme ve yavrulama alanı orası. Boğaçayı'nı kendi haline bırakalım. Kendisi kendi kendini toparlasın. Geçmişte zaten bu şekildeydi. Yine aynı şekilde kalsın diyorum' ifadelerini kullandı.

'Boğaçayı'nda 233 kuş türü tespit edildi'

Akdeniz Üniversitesi Biyoloji Bölümü'nde doktora yapan ve kuş gözlemciliğiyle ilgilenen Umut Özten ise Boğaçayı'nın kuşların üremesi, beslenmesi ve göç sırasında dinlenmesi açısından önemli bir alan olduğunu söyledi. Eski kayıtlardan bugüne kadar Boğaçayı ve üst kesimlerinde 233 kuş türünün tespit edildiğini belirten Özten, Türkiye'de nadir görülen türler de dahil yaklaşık 509 kuş türünün bulunduğunu ifade etti. Özten, 'Türkiye'de görülen kuş türlerinin neredeyse yarısı bu alanda ve Boğaçayı'nın daha yukarı kesimlerinde tespit edilmiş durumda. Bu nedenle burası Antalya'nın en önemli kuş alanlarından biri' ifadelerini kullandı.

Sazlıkların kuşlar tarafından üreme, saklanma ve avlanma alanı olarak kullanıldığını kaydeden Özten, balaban gibi bazı türlerin sazlıkların içerisinde kamufle olarak balık ve amfibileri avladığını söyledi. Özten, alanın mevcut haliyle korunmasının kuşların üremesi, göç etmesi, dinlenmesi ve enerji depolaması açısından önemli olduğunu belirtti.

'Konyaaltı Plajı'nı da kaybediyor noktasındayız'

Jeoloji Mühendisleri Odası Antalya Şube Başkanı Mustafa Karancı da 2018 yılında Boğaçayı Projesi'nin ilk gündeme geldiği dönemde meslek odalarının görüş ve itirazlarını dile getirdiğini söyledi. Projenin ilk planlamasında yaklaşık 700 metre uzunluğunda ve 200 metre genişliğinde kapalı bir havuz oluşturulması ve deniz suyunun içeri alınmasının öngörüldüğünü belirten Karancı, meslek odalarının hukuki süreç başlattığını, deniz suyunun yeraltı sularını tuzlandıracağı gerekçesiyle bu uygulamadan vazgeçildiğini ifade etti. Karancı, şöyle devam etti: 'Ama bu alanda yapılan çalışma bugün 750 metreye 200 metre genişliğinde çok geniş bir havuz oluşturdu. Bunun bir bakış açısı da şöyle: Yukarıdan gelen sedimanter malzememiz bizim denize ulaşır ve aslında Konyaaltı Plajı'nı oluşturur. Bizim burada yaptığımız doğaya müdahale sonrasında, Konyaaltı Plajı'mızı da aslında kaybediyor noktasındayız.'